ÇİÇEK HUKUK BÜROSU

Makale

Hissedarlar Sözleşmesi ile Esas Sözleşme Çatışmasında Uygulanacak Hukuki Esaslar


İnşaat ve gayrimenkul sektöründe faaliyet gösteren şirketler, büyük ölçekli projeleri yürütürken sıklıkla çok ortaklı yapılar, ortak girişimler veya stratejik yatırım ortaklıkları kurmaktadır. Bu tür ortaklıklarda taraflar arasındaki ilişkileri, yönetim organlarının çalışma esaslarını, kâr paylaşımını ve ortaklıktan çıkış mekanizmalarını düzenlemek amacıyla iki temel hukuki metin kullanılmaktadır. Bunlardan birincisi, ticaret siciline tescil edilerek kamuya açıklanan şirket esas sözleşmesidir. İkincisi ise pay sahiplerinin kendi aralarındaki ticari mutabakatları ve özel dengeleri korumak amacıyla akdettikleri hissedarlar sözleşmesidir. Şirketin kuruluşu veya yeni bir yatırımcının katılımı sürecinde bu iki metin birlikte kurgulansa da zamanla ortaklar arasında yaşanabilecek görüş ayrılıkları, her iki metindeki hükümlerin birbiriyle çatışmasına yol açabilmektedir.

Esas sözleşme ile hissedarlar sözleşmesi arasında bir uyumsuzluk veya çelişki ortaya çıktığında, hangi metnin uygulanacağı hususu şirket yöneticileri ve hukuk müşavirleri için kritik bir pratik önem taşımaktadır. Türk ticaret hukuku ve borçlar hukuku sistematiği, bu iki sözleşmeye tamamen farklı hukuki nitelikler ve kapsamlarda geçerlilik tanımıştır. Bu durum, çatışma halinde tek bir metnin diğerini tamamen hükümsüz kılması yerine, uyuşmazlığın değerlendirildiği hukuki düzleme göre farklı sonuçların doğmasına neden olmaktadır. Şirketler hukuku düzlemindeki değerlendirmeler ile taraflar arasındaki borç ilişkisi düzlemindeki değerlendirmeler birbirinden kesin hatlarla ayrılmaktadır.

Hissedarlar sözleşmesi ile esas sözleşme arasındaki çatışmanın pratik sonuçlarını doğru yönetebilmek için sözleşmelerin hukuki niteliklerinin, bağlayıcılık sınırlarının ve yaptırım türlerinin net şekilde bilinmesi gerekmektedir. Özellikle şirket organlarının alacağı kararların geçerliliği ile ortakların birbirlerine karşı üstlendikleri kişisel yükümlülüklerin ifası hususunda doğru stratejilerin belirlenmesi, olası uyuşmazlıklarda telafisi güç zararların önüne geçmektedir. Bu bilgilendirme yazısı, söz konusu iki metin arasındaki çatışma hallerinde uygulanacak temel ilkeleri, şirket organları ile ortaklar üzerindeki hukuki etkilerini ve uygulamadaki pratik çözüm yollarını ele almaktadır.

Esas Sözleşme ile Hissedarlar Sözleşmesinin Hukuki Niteliği

Anonim ve limited şirketlerde şirket esas sözleşmesi, kurumsal yapının anayasası niteliğindedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 340 uyarınca esas sözleşme bakımından emredici hükümler ilkesi geçerlidir. Bu ilkeye göre esas sözleşme, kanunun anonim şirketlere ilişkin hükümlerinden ancak kanunda açıkça izin verilmişse sapabilir. Aynı zamanda 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 480/1 ile düzenlenen tek borç ilkesi uyarınca, pay sahibine esas sözleşmeyle sermaye koyma borcu dışında doğrudan veya dolaylı olarak başkaca borçlar yüklenemez. Esas sözleşme, ticaret siciline tescil ve ilan edilmesiyle birlikte şirketi, mevcut ve gelecekteki tüm pay sahiplerini ve şirket organlarını bağlayan kamusal bir nitelik kazanmaktadır.

Hissedarlar sözleşmesi ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu çerçevesinde sözleşme serbestisi ilkesine tabi, kanunda ismi sayılmamış atipik bir borçlar hukuku sözleşmesidir. Bu sözleşme 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 27 ile çizilen ahlaka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı olmama sınırları dahilinde taraflara geniş bir düzenleme serbestisi sunmaktadır. Hissedarlar sözleşmesi tescil edilmez ve gizli kalır. En önemli hukuki özelliği, sadece sözleşmeyi imzalayan taraflar arasında borç doğuran nispi bir niteliğe sahip olmasıdır. Şirkete sonradan katılan pay sahipleri veya üçüncü kişiler, bu sözleşmeye açıkça taraf olmadıkları sürece sözleşme hükümleriyle bağlı tutulamazlar.

Çatışma Halinde Üstünlük Hiyerarşisi ve Şirketler Hukuku Boyutu

Esas sözleşme ile hissedarlar sözleşmesi hükümleri arasında bir çelişki doğduğunda, şirketler hukuku ve şirket organlarının kararları bakımından esas sözleşme üstün kabul edilir. Şirketin yönetim kurulu ve genel kurulu gibi karar organları, işlemlerini yürütürken hissedarlar sözleşmesini değil, tescilli olan esas sözleşmeyi ve Türk Ticaret Kanunu hükümlerini dikkate almak zorundadır. Hissedarlar sözleşmesinde genel kurulda belirli yönde oy kullanma veya belirli kararlarda veto hakkı tanınmış olsa dahi, bu haklar esas sözleşmeye hukuka uygun şekilde aktarılmadığı sürece şirket organları nezdinde hüküm doğurmaz.

Genel kurulda hissedarlar sözleşmesine aykırı fakat esas sözleşmeye ve kanuna uygun olarak alınan bir karar, şirketler hukuku bakımından tamamen geçerlidir. Söz konusu kararın iptali veya hükümsüzlüğü şirketler hukuku yollarıyla talep edilemez. Aynı şekilde pay devrinin kısıtlanmasına ilişkin olarak hissedarlar sözleşmesinde öngörülen ön alım, alım veya birlikte satma gibi haklar esas sözleşmede yer almıyorsa, bu kısıtlamalara aykırı olarak yapılan bir pay devri tescil edilebilir ve şirket bakımından geçerli bir devir niteliği kazanır. Şirket yönetimi, hissedarlar sözleşmesine aykırılık gerekçesiyle kanuna ve esas sözleşmeye uygun bir pay devrini pay defterine kaydetmekten kaçınamaz.

Borçlar Hukuku Yaptırımları ve Pratik Sonuçlar

Şirketler hukuku düzleminde esas sözleşmenin üstün tutulması, hissedarlar sözleşmesinin tamamen geçersiz veya etkisiz kaldığı anlamına gelmemektedir. Hissedarlar sözleşmesi, imzalayan taraflar arasında 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu anlamında geçerli bir borç ilişkisi kurmaya devam eder. Esas sözleşmeye veya kanuni haklarına dayanarak hissedarlar sözleşmesindeki taahhütlerine aykırı hareket eden bir pay sahibi, şirket nezdinde geçerli bir işlem yapmış olsa da sözleştiği diğer ortaklara karşı borca aykırılık göstermiş sayılır.

Bu durumun pratik sonucu, ihlalde bulunan ortağın borçlar hukuku kapsamında hukuki sorumluluğunun doğmasıdır. Hissedarlar sözleşmesini ihlal eden taraf, diğer ortakların bu ihlal nedeniyle uğradığı zararları tazmin etmekle yükümlü olur. Ayrıca uygulamada hissedarlar sözleşmelerine sıklıkla eklenen yüksek tutarlı cezai şart hükümleri, aynen ifa talepleri veya opsiyon hakları bu aşamada devreye girer. Örneğin, hissedarlar sözleşmesindeki oy taahhüdüne aykırı oy kullanarak genel kurul kararı alınmasını sağlayan bir ortak, alınan kararın sakatlanmasını sağlayamaz ancak sözleşmede öngörülen cezai şartı ödemekle karşı karşıya kalır.

Uygulama İçin Stratejik Önlemler ve Çözüm Yolları

İnşaat projelerindeki ortaklıklarda tıkanma, yetki aşımı veya taraf mağduriyetlerini önlemek adına hissedarlar sözleşmesinde kararlaştırılan hususların Türk Ticaret Kanunu elverdiği ölçüde esas sözleşmeye aktarılması büyük önem taşımaktadır. Yönetim kurulunda temsil edilme, oyda imtiyaz veya kanunun izin verdiği sınırlar dahilinde pay devri kısıtlamaları gibi mekanizmalar esas sözleşmeye eklenerek korporatif koruma altına alınmalıdır. Böylece hissedarlar sözleşmesindeki ticari irade, doğrudan şirketler hukuku yaptırımlarıyla desteklenmiş olur.

Esas sözleşmeye eklenmesi 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 340 altındaki emredici hükümler ilkesi veya m. 480 altındaki tek borç ilkesi engeline takılan hususlar için ise borçlar hukuku güvenceleri tahkim edilmelidir. Birlikte satma, birlikte satmaya zorlama, alım ve satım opsiyonları gibi kişisel edim yükümlülüğü doğuran hükümler için hissedarlar sözleşmesinde caydırıcı cezai şartlar kararlaştırılmalıdır. Ayrıca hisse devirlerinin sözleşmeye aykırı şekilde üçüncü kişilere yapılmasını zorlaştırmak amacıyla pay senetlerinin emin bir sıfata veya yediemine devredilmesi, hisseler üzerinde rehin tesisi veya cezai şartların teminata bağlanması gibi pratik teminat mekanizmaları kurgulanmalıdır. Şirkete yeni katılacak ortakların da hissedarlar sözleşmesine katılımını zorunlu kılan devir şartları sözleşmeye eklenmelidir.

Değerlendirme

Esas sözleşme ile hissedarlar sözleşmesi arasındaki çatışma, şirketler hukuku ile borçlar hukuku arasındaki temel ayrımda şekillenmektedir. Şirket organlarının kararları, tescilli yapı ve şirket içi süreçler bakımından esas sözleşme mutlak bir üstünlüğe sahipken, tarafların birbirlerine karşı verdikleri ticari taahhütler bakımından hissedarlar sözleşmesi bağlayıcılığını korumaktadır. Esas sözleşmeye aykırı bir hissedarlar sözleşmesi maddesi korporatif etki doğurmaz ancak ihlal halinde ağır tazminat ve cezai şart sorumlulukları yaratır. Şirket yöneticilerinin ve hukuk müşavirlerinin, ortaklık yapısını kurgularken bu iki metin arasındaki dengeyi doğru kurması, uyarlanabilir hükümleri esas sözleşmeye yansıtması ve aktarılamayan ticari taahhütleri ise güçlü borçlar hukuku teminatlarıyla desteklemesi uyuşmazlıkların çözümünde belirleyici olacaktır.

Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve somut bir olaya ilişkin hukuki görüş niteliği taşımaz.

İlgili yazılar